hcagla.com

Yavaş ama Derin Bir Başarı Yazalım

Her şeyin hızla akıp gittiği bir çağda yaşıyoruz. Hedefler konuluyor, sonuçlar bekleniyor, başarılar paylaşılmak için sabırsızlanıyor. Sosyal medya akışları bir başarı yarışına dönmüşken insan ister istemez kendini yavaş hissettiğinde eksik ya da geç kalmış gibi sanıyor. Oysa bazı başarılar sessizdir. Artık şöyle geliyor sanırım, sosyal medyada paylaşılmazsa başarının ne anlamı var?

Bir dönem diyet yapmıştım doğum kilolarından kurtulmak için. Epey de kilo verdim bunu instagrama borçluyum diyebilirim. Çünkü sayfamı sağlıklı beslenme sayfası olarak kullandım. Tabaklarımı sporumu falan paylaşıyordum ve orada paylaşacağım diye daha da özenli davranıyordum. Bir yere kadar motive eden bir araç. Peki ne zaman sıkıntı yaratıyor? Kendimizi kıyasladığımızda. Prof.Dr.Acar Baltaş ve Pınar Sabancı’nın söyleşisinde Acar Hoca mutsuzluğun beş temel sebebinden birini kıyas olarak belirtiyor. Videonun tamamını izlemenizi tavsiye ederim — VİDEO

Ben bugün biraz yaptığımız şeyleri sessizce yaparak nasıl daha derin ilerleriz, oradan konuşmak istiyorum. O sessiz, sabırlı, sabah erken saatlerde ya da gece herkes uyumuşken atılan adımlardan… Kimsenin bilmediği ama senin içten içe büyüttüğün o hedeflerden.

Sessizlikte Filizlenen Başarı

Bir hedefin varsa ve bu hedefi kimseyle paylaşmamışsan, sessizce ilerliyorsan… Bil ki bu da bir başarıdır. Gösterilmeden, alkış beklemeden, sadece kendin için bir şeyler yapıyorsan, sen çoktan yoldasın. Hatta bence akışta olma hali böyle mümkün. Sosyal medyada paylaşmalıyım diye yapılan hiçbir olayda aslında tam odak durumunda değiliz. Gözlemleyin kendinizi olaya kaptırabiliyor musunuz?

Günlük ajandana yazdığın minik hedefler, yaptığın küçük tekrarlar, kimsenin haberi olmadığı bir emek… Bunlar çok kıymetli. Çünkü dışarıdan görünmeyen ama içeride büyüyen şeyler bir gün seni hiç ummadığın kadar güçlü bir yere taşır.

Hızın Dayattığı Yanılsamalar

Bugünün dünyasında “geç kalmış olmak” hissi, ne yazık ki çok tanıdık. Bütün bir gün sanki çok koşturmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Ben sadece evde olan, ev işleriyle ilgilenen, kitap okuyan, kendimi geliştirmeye çalışan bir edebiyat öğretmeniyim. Ama sanki maraton koşacağım gibi 24 saat bana yetmiyor. Hayatı kendime o kadar hızlandırıyorum ki! Bu his sana da tanıdık geliyor mu?

25 yaşına gelmeden kendi işini kuramamışsan, 30’una kadar bir kitap yazmamışsan, 35’inde hayatını rayına oturtamamışsan bir şeyleri kaçırmışsın gibi geliyor insana. Oysa herkesin saatinin ayarı başka.

Sürekli koşanlara bakıp kendi yürüyüş hızımızı sorgulamak, bizi asıl yolumuzdan alıkoyuyor. Belki bizim yolumuz biraz daha uzun ama daha derin. Belki hemen meyve vermeyecek, ama toprağı sağlam.

Derinleşmenin Değeri

Yavaşlık, derinliğe açılan bir kapı. Hızlı öğrendiğim şeyleri çabuk unutuyorum. Ama yavaş yavaş öğrendiğim, zorlanarak kavradığım bilgiler hafızamın derinlerine kazınıyor. Aynı şey hayatta da geçerli: hızlı gelen bazen hızlı gider. Ama yavaşça büyüyen, içselleştirilen her şey kalıcı olur. Şunu çok kısa örnekleyim. Bir kitabı okurken kitabın üstünde düşünmemişsem, notlar almamışsam, orada gördüğüm bir şeyi araştırmamışsam yani derin okuma yapmamışsam o kitabı birkaç ay sonra hiç okumamışım gibi.

Bir hedefe ulaşırken gösterilen sabır, bir şeyleri çabuk değil doğru yapma arzusu… Yolun sonu değil de yolda olmayı içselleştirdiğimizde her şey daha farklı görünecek gibi.

Yavaş gitmekten utanma. Gösterişsiz çalışmaktan çekinme. Herkesin bildiği başarılar değil, kimsenin bilmediği çabalar şekillendirir bizi. Bence tutkumuzu bulmak; kimse bilmese de görmese de ben bunu yapmaya devam edecek miyim sorusuna verdiğimiz yanıtta gizli olabilir.

Sevgilerle..

Yeni haberler için bu siteyi Google News’ten takip etmeye devam edebilirsiniz.

Bu yazıyı beğendiyseniz sosyal medya hesaplarınızdan paylaşırsanız fazlasıyla teşekkür etmiş olursunuz.

Daha fazla bilgi için beni sosyal medyada takip etmeyi unutmayın – FacebookInstagramPinterest ve Twitter.

Bu yazıyı daha sonra okumak için yazıdaki görseli Pin’leyebilirsiniz!

Exit mobile version